Tûr Suresi Oku
Tûr Suresi'ni mushaf, meal, okunuş ve tefsir görünümleriyle okuyun.
Mekke döneminde inmiştir. 49 âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen “etTûr” kelimesinden almıştır. Tûr, dağ demektir. Burada Hz. Mûsâ’ya ilk vahyin geldiği, Sina Yarımadası’nın güneyindeki Sina dağı kastedilmektedir. Sûrede başlıca, ahiret hâlleri, kâfirlerin karşılaşacakları ceza, mü’minlerin mükâfatları konu edilmekte ve müşriklerin Hz. Peygamber hakkındaki batıl iddiaları reddedilmektedir.
Tûr Suresi'ni yukarıdaki okuyucuda mushaf hattıyla okuyun; "Görünüm"den meal, okunuş ya da tefsirli görünüme geçin, "Ayarlar"dan tema ve yazı boyutunu seçin. Kaldığınız ayet tarayıcınızda saklanır. Kulaklık düğmesi sûreyi seçtiğiniz hafızla okutur; ayrıca Tûr Suresi Dinle ve Tûr Suresi Meali Dinle sayfaları var.
Tûr Suresi Arapça Metni ve Meali
Diyanet İşleri Başkanlığı meali. Ayete tıklayarak Arapçası, okunuşu, üç meali ve tefsiriyle ayet sayfasını açın.
- 1
وَالطُّورِۙ ١
Tûr'a, yayılmış ince deri sayfalara düzenle yazılmış kitaba, "Beyt-i Ma'mur"a, yükseltilmiş tavana (göğe), kabaran denize andolsun ki, şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir. (1-7)
- 2
وَكِتَابٍ مَسْطُورٍۙ ٢
Tûr'a, yayılmış ince deri sayfalara düzenle yazılmış kitaba, "Beyt-i Ma'mur"a, yükseltilmiş tavana (göğe), kabaran denize andolsun ki, şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir. (1-7)
- 3
فٖی رَقٍّ مَنْشُورٍۙ ٣
Tûr'a, yayılmış ince deri sayfalara düzenle yazılmış kitaba, "Beyt-i Ma'mur"a, yükseltilmiş tavana (göğe), kabaran denize andolsun ki, şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir. (1-7)
- 4
وَالْبَیْتِ الْمَعْمُورِۙ ٤
Tûr'a, yayılmış ince deri sayfalara düzenle yazılmış kitaba, "Beyt-i Ma'mur"a, yükseltilmiş tavana (göğe), kabaran denize andolsun ki, şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir. (1-7)
- 5
وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِۙ ٥
Tûr'a, yayılmış ince deri sayfalara düzenle yazılmış kitaba, "Beyt-i Ma'mur"a, yükseltilmiş tavana (göğe), kabaran denize andolsun ki, şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir. (1-7)
- 6
وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِۙ ٦
Tûr'a, yayılmış ince deri sayfalara düzenle yazılmış kitaba, "Beyt-i Ma'mur"a, yükseltilmiş tavana (göğe), kabaran denize andolsun ki, şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir. (1-7)
- 7
اِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِـعٌۙ ٧
Tûr'a, yayılmış ince deri sayfalara düzenle yazılmış kitaba, "Beyt-i Ma'mur"a, yükseltilmiş tavana (göğe), kabaran denize andolsun ki, şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir. (1-7)
- 8
مَا لَهُ مِنْ دَافِـعٍۙ ٨
Onu geri çevirecek hiçbir şey yoktur.
- 9
یَوْمَ تَمُورُ السَّمَٓاءُ مَوْرًاۙ ٩
O gün gök şiddetle sallanıp çalkalanır.
- 10
وَتَسٖیرُ الْجِبَالُ سَیْرًاؕ ١٠
Dağlar yürüdükçe yürür.
- 11
فَوَیْلٌ یَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖینَۙ ١١
İşte o gün, içine daldıkları dünya zevki içinde eğlenip oyalanan yalanlayıcıların vay haline! (11-12)
- 12
اَلَّذٖینَ هُمْ فٖی خَوْضٍ یَلْعَبُونَۘ ١٢
İşte o gün, içine daldıkları dünya zevki içinde eğlenip oyalanan yalanlayıcıların vay haline! (11-12)
- 13
یَوْمَ یُدَعُّونَ اِلٰى نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّاؕ ١٣
Cehennem ateşine itilip atılacakları gün onlara, "İşte bu yalanlamakta olduğunuz ateştir" denilir. (13-14)
- 14
هٰذِهِ النَّارُ الَّتٖی كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ ١٤
Cehennem ateşine itilip atılacakları gün onlara, "İşte bu yalanlamakta olduğunuz ateştir" denilir. (13-14)
- 15
اَفَسِحْرٌ هٰذَٓا اَمْ اَنْتُمْ لَا تُبْصِرُونَ ١٥
"Bu Kur'an mı bir büyü imiş, yoksa siz mi (gerçeği) göremiyormuşsunuz?"
- 16
اِصْلَوْهَا فَاصْبِرُٓوا اَوْ لَا تَصْبِرُواۚ سَوَٓاءٌ عَلَیْكُمْؕ اِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ١٦
"Girin oraya. İster dayanın, ister dayanmayın, sizin için birdir. Size ancak yapmakta olduğunuzun karşılığı veriliyor."
- 17
اِنَّ الْمُتَّقٖینَ فٖی جَنَّاتٍ وَنَعٖیمٍۙ ١٧
Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar Rablerinin, kendilerine verdiği şeylerle zevk ve mutluluk duyarak cennetlerde ve nimetler içinde bulunurlar. Rableri onları cehennem azabından korumuştur. (17-18)
- 18
فَاكِهٖینَ بِمَٓا اٰتٰیهُمْ رَبُّهُمْۚ وَوَقٰیهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ الْجَحٖیمِ ١٨
Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar Rablerinin, kendilerine verdiği şeylerle zevk ve mutluluk duyarak cennetlerde ve nimetler içinde bulunurlar. Rableri onları cehennem azabından korumuştur. (17-18)
- 19
كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنٖٓیـًٔا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۙ ١٩
Onlara, "Dünya'da yapmakta olduklarınızın karşılığında, sıra sıra dizilmiş koltuklara dayanarak afiyetle yiyin için" denir. Biz, onlara, iri gözlü güzel hurileri eş olarak vermişizdir. (19-20)
- 20
مُتَّكِــٖٔینَ عَلٰى سُرُرٍ مَصْفُوفَةٍۚ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ عٖینٍ ٢٠
Onlara, "Dünya'da yapmakta olduklarınızın karşılığında, sıra sıra dizilmiş koltuklara dayanarak afiyetle yiyin için" denir. Biz, onlara, iri gözlü güzel hurileri eş olarak vermişizdir. (19-20)
- 21
وَالَّذٖینَ اٰمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّیَّتُهُمْ بِاٖیمَانٍ اَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّیَّتَهُمْ وَمَٓا اَلَتْنَاهُمْ مِنْ عَمَلِهِمْ مِنْ شَیْءٍؕ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَهٖینٌ ٢١
İman eden ve nesilleri de iman konusunda kendilerinin yoluna uyanlar var ya, biz onların nesillerini kendilerine kattık. Bununla beraber onların amellerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazandığı karşılığında rehindir.
- 22
وَاَمْدَدْنَاهُمْ بِفَاكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِمَّا یَشْتَهُونَ ٢٢
Onlara canlarının istediği meyve ve etten bol bol verdik.
- 23
یَتَنَازَعُونَ فٖیهَا كَاْسًا لَا لَغْوٌ فٖیهَا وَلَا تَاْثٖیمٌ ٢٣
Orada, (içilince) boş söz söyletmeyen, günah işletmeyen dolu bir kadehi elden ele dolaştırırlar.
- 24
وَیَطُوفُ عَلَیْهِمْ غِلْمَانٌ لَهُمْ كَاَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ࣑ مَكْنُونٌ ٢٤
Hizmetlerine verilmiş, kabuğunda saklı inci gibi gençler etraflarında dönüp dolaşırlar.
- 25
وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ یَتَسَٓاءَلُونَ ٢٥
Birbirlerine dönüp ("Ne iyilik yaptınız da bu nimetlere ulaştınız?" diye) sorarlar.
- 26
قَالُٓوا اِنَّا كُنَّا قَبْلُ فٖٓی اَهْلِنَا مُشْفِقٖینَ ٢٦
Derler ki: "Şüphesiz daha önce biz, ailemiz içinde yaşarken (Allah'a isyandan) korkardık."
- 27
فَمَنَّ اللّٰهُ عَلَیْنَا وَوَقٰینَا عَذَابَ السَّمُومِ ٢٧
"Allah da bize lütfetti ve bizi iliklere işleyen cehennem azabından korudu."
- 28
اِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلُ نَدْعُوهُؕ اِنَّهُ هُوَ الْبَرُّ الرَّحٖیمُࣖ ٢٨
"Gerçekten biz bundan önce ona yalvarıyorduk. Şüphesiz O iyilik edendir, çok merhametlidir."
- 29
فَذَكِّرْ فَمَٓا اَنْتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍؕ ٢٩
(Ey Muhammed!) O halde, sen öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde, sen ne bir kâhinsin, ne de bir deli.
- 30
اَمْ یَقُولُونَ شَاعِرٌ نَتَرَبَّصُ بِهٖ رَیْبَ الْمَنُونِ ٣٠
Yoksa onlar, "O bir şairdir; onun, zamanın felaketlerine uğramasını bekliyoruz" mu diyorlar?
- 31
قُلْ تَرَبَّصُوا فَاِنّٖی مَعَكُمْ مِنَ الْمُتَرَبِّصٖینَؕ ٣١
Onlara de ki, "Bekleyin. Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim."
- 32
اَمْ تَاْمُرُهُمْ اَحْلَامُهُمْ بِهٰذَٓا اَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَۚ ٣٢
Bunu kendilerine akılları mı emrediyor, yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?
- 33
اَمْ یَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۚ بَلْ لَا یُؤْمِنُونَۚ ٣٣
Yoksa, "O Kur'an'ı kendisi uydurup söyledi" mi diyorlar? Hayır, (sırf inatlarından dolayı) iman etmiyorlar.
- 34
فَلْیَاْتُوا بِحَدٖیثٍ مِثْلِهٖٓ اِنْ كَانُوا صَادِقٖینَؕ ٣٤
Eğer doğru söyleyenler iseler, haydi onun gibi bir söz getirsinler!
- 35
اَمْ خُلِقُوا مِنْ غَیْرِ شَیْءٍ اَمْ هُمُ الْخَالِقُونَؕ ٣٥
Acaba onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar?
- 36
اَمْ خَلَقُوا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَۚ بَلْ لَا یُوقِنُونَؕ ٣٦
Yoksa, gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar kesin olarak inanmıyorlar.
- 37
اَمْ عِنْدَهُمْ خَزَٓائِنُ رَبِّكَ اَمْ هُمُ الْمُصَیْطِرُونَؕ ٣٧
Yoksa, Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Ya da her şeye hakim olan kendileri midir?
- 38
اَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ یَسْتَمِعُونَ فٖیهِۚ فَلْیَاْتِ مُسْتَمِعُهُمْ بِسُلْطَانٍ مُبٖینٍؕ ٣٨
Yoksa onların, kendisi vasıtasıyla (ilahi vahyi) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? (Eğer varsa) dinleyenleri, açık bir delil getirsin!
- 39
اَمْ لَهُ الْبَنَاتُ وَلَكُمُ الْبَنُونَؕ ٣٩
Yoksa, kızlar O'na (Allah'a) da oğullar size mi?
- 40
اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ اَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَؕ ٤٠
Yoksa sen onlardan (tebliğ görevine karşılık) bir ücret istiyorsun da onlar, borçtan ağır bir yük altında mı kalmışlardır?
- 41
اَمْ عِنْدَهُمُ الْغَیْبُ فَهُمْ یَكْتُبُونَؕ ٤١
Yoksa, gayb ilmi onların yanında da ondan mı yazıyorlar?
- 42
اَمْ یُرٖیدُونَ كَیْدًاؕ فَالَّذٖینَ كَفَرُوا هُمُ الْمَكٖیدُونَؕ ٤٢
Yoksa, bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl, inkar edenler tuzağa düşecek olanlardır.
- 43
اَمْ لَهُمْ اِلٰهٌ غَیْرُ اللّٰهِؕ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا یُشْرِكُونَ ٤٣
Yoksa onların Allah'tan başka bir ilahı mı var? Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır.
- 44
وَاِنْ یَرَوْا كِسْفًا مِنَ السَّمَٓاءِ سَاقِطًا یَقُولُوا سَحَابٌ مَرْكُومٌ ٤٤
Gökten düşmekte olan parçalar görseler, "Bunlar, üst üste yığılmış bulutlardır" derler.
- 45
فَذَرْهُمْ حَتّٰى یُلَاقُوا یَوْمَهُمُ الَّذٖی فٖیهِ یُصْعَقُونَۙ ٤٥
Artık sen çarpılacakları günlerine kadar onları kendi hallerine bırak.
- 46
یَوْمَ لَا یُغْنٖی عَنْهُمْ كَیْدُهُمْ شَیْـًٔا وَلَا هُمْ یُنْصَرُونَؕ ٤٦
O gün tuzakları kendilerine hiçbir fayda vermeyecektir ve kendilerine yardım da edilmeyecektir.
- 47
وَاِنَّ لِلَّذٖینَ ظَلَمُوا عَذَابًا دُونَ ذٰلِكَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا یَعْلَمُونَ ٤٧
Şüphesiz zulmedenlere bundan başka bir azap daha var. Fakat onların çoğu bilmezler.
- 48
وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَاِنَّكَ بِاَعْیُنِنَا وَسَبِّـحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حٖینَ تَقُومُۙ ٤٨
Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin, kalktığında Rabbini hamd ile tespih et.
- 49
وَمِنَ الَّیْلِ فَسَبِّحْهُ وَاِدْبَارَ النُّجُومِ ٤٩
Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışı sırasında O'nu tespih et.
Ayet Ayet
Tûr Suresi'ni uygulamada okuyun
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir