Şûrâ Suresi Oku

Şûrâ Suresi'ni mushaf, meal, okunuş ve tefsir görünümleriyle okuyun.

Sure No42
Ayet Sayısı53
Nüzul · SayfaMekke · 483

Mekke döneminde inmiştir. 53 âyettir. Sûre, adını 38. âyette geçen “Şûrâ” kelimesinden almıştır. Şûrâ, danışma demektir. Sûrede başlıca müslümanların işlerini kendi aralarında danışma yoluyla yürüttükleri, ayrıca kâinatta Allah’ın birliğini gösteren deliller ve kıyamet gününün hâlleri konu edilmektedir

Şûrâ Suresi'ni yukarıdaki okuyucuda mushaf hattıyla okuyun; "Görünüm"den meal, okunuş ya da tefsirli görünüme geçin, "Ayarlar"dan tema ve yazı boyutunu seçin. Kaldığınız ayet tarayıcınızda saklanır. Kulaklık düğmesi sûreyi seçtiğiniz hafızla okutur; ayrıca Şûrâ Suresi Dinle ve Şûrâ Suresi Meali Dinle sayfaları var.

Şûrâ Suresi Arapça Metni ve Meali

Diyanet İşleri Başkanlığı meali. Ayete tıklayarak Arapçası, okunuşu, üç meali ve tefsiriyle ayet sayfasını açın.

  1. 1

    حٰمٓ ۝١

    Hâ Mîm.

  2. 2

    عٓسٓقٓࣞ ۝٢

    ‘Ayn Sîn Kâf

  3. 3

    كَذٰلِكَ یُوحٖٓی اِلَیْكَ وَاِلَى الَّذٖینَ مِنْ قَبْلِكَۙ اللّٰهُ الْعَزٖیزُ الْحَكٖیمُ ۝٣

    (Ey Muhammed!) Mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah, sana ve senden öncekilere işte böyle vahyeder.

  4. 4

    لَهُ مَا فِی السَّمٰوَاتِ وَمَا فِی الْاَرْضِؕ وَهُوَ الْعَلِیُّ الْعَظٖیمُ ۝٤

    Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O, yücedir, büyüktür.

  5. 5

    تَكَادُ السَّمٰوَاتُ یَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ وَالْمَلٰٓئِكَةُ یُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَیَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِی الْاَرْضِؕ اَلَٓا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحٖیمُ ۝٥

    Neredeyse gökler (onun azametinden) üstlerinden çatlayacaklar. Melekler ise, Rablerini hamd ile tespih ederler ve yeryüzündekiler için bağışlanma dilerler. İyi bilin ki Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

  6. 6

    وَالَّذٖینَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهٖٓ اَوْلِیَٓاءَ اللّٰهُ حَفٖیظٌ عَلَیْهِمْؗ وَمَٓا اَنْتَ عَلَیْهِمْ بِوَكٖیلٍ ۝٦

    Allah'tan başka dostlar edinenlere gelince, Allah onları daima gözetlemektedir. Sen onlara vekil değilsin.

  7. 7

    وَكَذٰلِكَ اَوْحَیْنَٓا اِلَیْكَ قُرْاٰنًا عَرَبِیًّا لِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنْذِرَ یَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَیْبَ فٖیهِؕ فَرٖیقٌ فِی الْجَنَّةِ وَفَرٖیقٌ فِی السَّعٖیرِ ۝٧

    Böylece biz sana Arapça bir Kur'an vahyettik ki, şehirlerin anası olan Mekke'de ve çevresinde bulunanları uyarasın. Hakkında asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları uyarasın. Bir grup cennette, bir grup ise cehennemdedir.

  8. 8

    وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَهُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ یُدْخِلُ مَنْ یَشَٓاءُ فٖی رَحْمَتِهٖؕ وَالظَّالِمُونَ مَا لَهُمْ مِنْ وَلِیٍّ وَلَا نَصٖیرٍ ۝٨

    Allah dileseydi onları (aynı dine mensup) bir tek ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini rahmetine sokar. Zalimlerin ise bir dost ve yardımcısı yoktur.

  9. 9

    اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهٖٓ اَوْلِیَٓاءَۚ فَاللّٰهُ هُوَ الْوَلِیُّ وَهُوَ یُحْيِ الْمَوْتٰىؗ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖیرٌࣖ ۝٩

    Yoksa onlar Allah'tan başka dostlar mı edindiler? Halbuki gerçek dost Allah'tır. O, ölüleri diriltir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

  10. 10

    وَمَا اخْتَلَفْتُمْ فٖیهِ مِنْ شَیْءٍ فَحُكْمُهُٓ اِلَى اللّٰهِؕ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبّٖی عَلَیْهِ تَوَكَّلْتُࣗ وَاِلَیْهِ اُنٖیبُ ۝١٠

    Hakkında ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah'a aittir. İşte bu, Rabbim Allah'tır. Yalnız O'na tevekkül ettim ve ancak O'na yöneliyorum.

  11. 11

    فَاطِرُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِؕ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا وَمِنَ الْاَنْعَامِ اَزْوَاجًاۚ یَذْرَؤُ࣑كُمْ فٖیهِؕ لَیْسَ كَمِثْلِهٖ شَیْءٌۚ وَهُوَ السَّمٖیعُ الْبَصٖیرُ ۝١١

    O, gökleri ve yeri yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu sûretle sizi üretiyor. Onun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

  12. 12

    لَهُ مَقَالٖیدُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ یَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ یَشَٓاءُ وَیَقْدِرُؕ اِنَّهُ بِكُلِّ شَیْءٍ عَلٖیمٌ ۝١٢

    Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Dilediğine rızkı bol verir ve (dilediğine) kısar. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilendir.

  13. 13

    شَرَعَ لَكُمْ مِنَ الدّٖینِ مَا وَصّٰى بِهٖ نُوحًا وَالَّذٖٓی اَوْحَیْنَٓا اِلَیْكَ وَمَا وَصَّیْنَا بِهٖٓ اِبْرٰهٖیمَ وَمُوسٰى وَعٖیسٰٓى اَنْ اَقٖیمُوا الدّٖینَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فٖیهِؕ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِكٖینَ مَا تَدْعُوهُمْ اِلَیْهِؕ اَللّٰهُ یَجْتَبٖٓی اِلَیْهِ مَنْ یَشَٓاءُ وَیَهْدٖٓی اِلَیْهِ مَنْ یُنٖیبُ ۝١٣

    "Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!" diye Nûh'a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrâhim'e, Mûsâ'ya ve İsâ'ya emrettiğini size de din kıldı. Fakat senin kendilerini çağırdığın şey (İslam dini), Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allah ona dilediğini seçer. İçtenlikle kendine yönelenleri de ona ulaştırır.

  14. 14

    وَمَا تَفَرَّقُٓوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْیًا بَیْنَهُمْؕ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى لَقُضِیَ بَیْنَهُمْؕ وَاِنَّ الَّذٖینَ اُو࣒رِثُوا الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِهِمْ لَفٖی شَكٍّ مِنْهُ مُرٖیبٍ ۝١٤

    Onlar, kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer (azabın) belli bir süreye kadar (ertelenmesi ile ilgili olarak) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. Onlardan sonra Kitab'a mirasçı kılınanlar da, onun hakkında derin bir şüphe içindedirler.

  15. 15

    فَلِذٰلِكَ فَادْعُۚ وَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَۚ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْۚ وَقُلْ اٰمَنْتُ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنْ كِتَابٍۚ وَاُمِرْتُ لِاَعْدِلَ بَیْنَكُمْؕ اَللّٰهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْؕ لَنَٓا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْؕ لَا حُجَّةَ بَیْنَنَا وَبَیْنَكُمْؕ اَللّٰهُ یَجْمَعُ بَیْنَنَاۚ وَاِلَیْهِ الْمَصٖیرُؕ ۝١٥

    (Ey Muhammed!) Bundan dolayı sen çağrıya devam et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heva ve heveslerine uyma ve şöyle de: "Ben Allah'ın indirdiği her kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz sizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah hepimizi bir araya toplayacaktır. Dönüş de ancak O'nadır."

  16. 16

    وَالَّذٖینَ یُحَٓاجُّونَ فِی اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ مَا اسْتُجٖیبَ لَهُ حُجَّتُهُمْ دَاحِضَةٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَعَلَیْهِمْ غَضَبٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ شَدٖیدٌ ۝١٦

    Allah'ın çağrısına uyulduktan sonra O'nun hakkında tartışmaya girenlerin delilleri Rableri katında bâtıldır. Onlara bir gazap vardır. Onlar için çetin bir azap vardır.

  17. 17

    اَللّٰهُ الَّذٖٓی اَنْزَلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ وَالْمٖیزَانَؕ وَمَا یُدْرٖیكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ قَرٖیبٌ ۝١٧

    Allah, hak olarak Kitab'ı ve mizanı indirendir. Sen nereden bileceksin belki de o saat (kıyamet) yakındır.

  18. 18

    یَسْتَعْجِلُ بِهَا الَّذٖینَ لَا یُؤْمِنُونَ بِهَاۚ وَالَّذٖینَ اٰمَنُوا مُشْفِقُونَ مِنْهَاۙ وَیَعْلَمُونَ اَنَّهَا الْحَقُّؕ اَلَٓا اِنَّ الَّذٖینَ یُمَارُونَ فِی السَّاعَةِ لَفٖی ضَلَالٍ بَعٖیدٍ ۝١٨

    Kıyamete inanmayanlar, onun çabuk kopmasını isterler. İnananlar ise, ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki, Kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler.

  19. 19

    اَللّٰهُ لَطٖیفٌ بِعِبَادِهٖ یَرْزُقُ مَنْ یَشَٓاءُۚ وَهُوَ الْقَوِیُّ الْعَزٖیزُࣖ ۝١٩

    Allah kullarına çok lütufkârdır, dilediğini rızıklandırır. O, kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.

  20. 20

    مَنْ كَانَ یُرٖیدُ حَرْثَ الْاٰخِرَةِ نَزِدْ لَهُ فٖی حَرْثِهٖۚ وَمَنْ كَانَ یُرٖیدُ حَرْثَ الدُّنْیَا نُؤْتِهٖ مِنْهَا وَمَا لَهُ فِی الْاٰخِرَةِ مِنْ نَصٖیبٍ ۝٢٠

    Kim âhiret kazancını isterse, onun kazancını artırırız. Kim de dünya kazancını isterse, ona da istediğinden veririz, fakat onun ahirette hiçbir payı yoktur.

  21. 21

    اَمْ لَهُمْ شُرَكٰٓؤُ࣑ا شَرَعُوا لَهُمْ مِنَ الدّٖینِ مَا لَمْ یَاْذَنْ بِهِ اللّٰهُؕ وَلَوْلَا كَلِمَةُ الْفَصْلِ لَقُضِیَ بَیْنَهُمْؕ وَاِنَّ الظَّالِمٖینَ لَهُمْ عَذَابٌ اَلٖیمٌ ۝٢١

    Yoksa, Allah'ın izin vermediği bir dini kendilerine tutulacak yol kılan ortakları mı var? Eğer (cezaların ertelenmesine dair) kesin hükmü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz, zâlimler için elem dolu bir azap vardır.

  22. 22

    تَرَى الظَّالِمٖینَ مُشْفِقٖینَ مِمَّا كَسَبُوا وَهُوَ وَاقِـعٌ بِهِمْؕ وَالَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فٖی رَوْضَاتِ الْجَنَّاتِۚ لَهُمْ مَا یَشَٓاؤُ࣒نَ عِنْدَ رَبِّهِمْؕ ذٰلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَبٖیرُ ۝٢٢

    Sen zalimlerin yaptıkları şeyler tepelerine inerken bu yüzden korku ile titrediklerini göreceksin. İnanıp yararlı işler yapanlar da cennet bahçelerindedirler. Onlar için Rableri katında diledikleri her şey vardır. İşte bu büyük lütuftur.

  23. 23

    ذٰلِكَ الَّذٖی یُبَشِّرُ اللّٰهُ عِبَادَهُ الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِؕ قُلْ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَیْهِ اَجْرًا اِلَّا الْمَوَدَّةَ فِی الْقُرْبٰىؕ وَمَنْ یَقْتَرِفْ حَسَنَةً نَزِدْ لَهُ فٖیهَا حُسْنًاؕ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ شَكُورٌ ۝٢٣

    İşte bu Allah'ın, inanıp salih ameller işleyen kullarına müjdelediği şeydir. De ki: "Ben buna (yaptığım tebliğ görevine) karşılık sizden, akrabalıktan doğan sevgiden başka bir ücret istemiyorum." Kim güzel bir iş yaparsa, onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.

  24. 24

    اَمْ یَقُولُونَ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًاۚ فَاِنْ یَشَاِ اللّٰهُ یَخْتِمْ عَلٰى قَلْبِكَؕ وَیَمْحُ اللّٰهُ الْبَاطِلَ وَیُحِقُّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهٖؕ اِنَّهُ عَلٖیمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ۝٢٤

    Yoksa "Yalan uydurup Allah'a iftira etti" mi diyorlar. Eğer Allah dilerse senin kalbini mühürler. Allah bâtılı yok eder, hakkı sözleriyle gerçekleştirir. Şüphesiz O, göğüslerin özünü (kalplerde olanları) hakkıyla bilendir.

  25. 25

    وَهُوَ الَّذٖی یَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهٖ وَیَعْفُوا عَنِ السَّیِّــَٔاتِ وَیَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَۙ ۝٢٥

    O, kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.

  26. 26

    وَیَسْتَجٖیبُ الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَیَزٖیدُهُمْ مِنْ فَضْلِهٖؕ وَالْكَافِرُونَ لَهُمْ عَذَابٌ شَدٖیدٌ ۝٢٦

    Allah, iman edip salih ameller işleyenlerin dualarına karşılık verir; lütfundan onlara fazlasını da verir. Kafirler için ise çetin bir azap vardır.

  27. 27

    وَلَوْ بَسَطَ اللّٰهُ الرِّزْقَ لِعِبَادِهٖ لَبَغَوْا فِی الْاَرْضِ وَلٰكِنْ یُنَزِّلُ بِقَدَرٍ مَا یَشَٓاءُؕ اِنَّهُ بِعِبَادِهٖ خَبٖیرٌ بَصٖیرٌ ۝٢٧

    Allah kullarına (tümüne birden) rızkı bol bol verseydi, yeryüzünde mutlaka azgınlık ederlerdi. Fakat O, rızkı dilediği ölçüde indirir. Şüphesiz O, kullarından hakkıyla haberdardır ve onları hakkıyla görendir.

  28. 28

    وَهُوَ الَّذٖی یُنَزِّلُ الْغَیْثَ مِنْ بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَیَنْشُرُ رَحْمَتَهُؕ وَهُوَ الْوَلِیُّ الْحَمٖیدُ ۝٢٨

    O, insanlar umutlarını kestikten sonra yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır. O, dost olandır, övülmeye lâyık olandır.

  29. 29

    وَمِنْ اٰیَاتِهٖ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَثَّ فٖیهِمَا مِنْ دَٓابَّةٍؕ وَهُوَ عَلٰى جَمْعِهِمْ اِذَا یَشَٓاءُ قَدٖیرٌࣖ ۝٢٩

    Gökleri, yeri ve bu ikisi içinde yaydığı canlıları yaratması, O'nun varlığının delillerindendir. O, dilediği zaman, onları bir araya getirmeye de gücü yetendir.

  30. 30

    وَمَٓا اَصَابَكُمْ مِنْ مُصٖیبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَیْدٖیكُمْ وَیَعْفُوا عَنْ كَثٖیرٍؕ ۝٣٠

    Başınıza her ne musibet gelirse kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.

  31. 31

    وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِزٖینَ فِی الْاَرْضِۚ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِیٍّ وَلَا نَصٖیرٍ ۝٣١

    Yeryüzünde O'nu âciz bırakamazsınız. Sizin için Allah'tan başka hiçbir dost ve yardımcı yoktur.

  32. 32

    وَمِنْ اٰیَاتِهِ الْجَوَارِ فِی الْبَحْرِ كَالْاَعْلَامِؕ ۝٣٢

    Denizde dağlar gibi yüzen gemiler, O'nun varlığının delillerindendir.

  33. 33

    اِنْ یَشَاْ یُسْكِنِ الرّٖیحَ فَیَظْلَلْنَ رَوَاكِدَ عَلٰى ظَهْرِهٖؕ اِنَّ فٖی ذٰلِكَ لَاٰیَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍۙ ۝٣٣

    O, dilerse rüzgârı durdurur da onlar denizin üstünde durakalırlar. Elbette bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.

  34. 34

    اَوْ یُوبِقْهُنَّ بِمَا كَسَبُوا وَیَعْفُ عَنْ كَثٖیرٍؗ ۝٣٤

    Yahut (içlerindekilerin) yaptıklarından dolayı onları helak eder, birçoğunu da affeder.

  35. 35

    وَیَعْلَمَ الَّذٖینَ یُجَادِلُونَ فٖٓی اٰیَاتِنَاؕ مَا لَهُمْ مِنْ مَحٖیصٍ ۝٣٥

    Allah böyle yapar ki, âyetlerimiz hakkında tartışanlar, kendileri için kaçacak bir yer olmadığını bilsinler.

  36. 36

    فَمَٓا اُو࣒تٖیتُمْ مِنْ شَیْءٍ فَمَتَاعُ الْحَیٰوةِ الدُّنْیَاۚ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ خَیْرٌ وَاَبْقٰى لِلَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ یَتَوَكَّلُونَۚ ۝٣٦

    (Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah'ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükafat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şûrâ (danışma) ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir. (36-39)

  37. 37

    وَالَّذٖینَ یَجْتَنِبُونَ كَبَٓائِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ وَاِذَا مَا غَضِبُوا هُمْ یَغْفِرُونَۚ ۝٣٧

    (Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah'ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükafat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şûrâ (danışma) ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir. (36-39)

  38. 38

    وَالَّذٖینَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمْ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَࣕ وَاَمْرُهُمْ شُورٰى بَیْنَهُمْࣕ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ یُنْفِقُونَۚ ۝٣٨

    (Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah'ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükafat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şûrâ (danışma) ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir. (36-39)

  39. 39

    وَالَّذٖینَ اِذَٓا اَصَابَهُمُ الْبَغْیُ هُمْ یَنْتَصِرُونَ ۝٣٩

    (Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah'ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükafat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şûrâ (danışma) ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir. (36-39)

  40. 40

    وَجَزٰٓؤُ࣑ا سَیِّئَةٍ سَیِّئَةٌ مِثْلُهَاۚ فَمَنْ عَفَا وَاَصْلَحَ فَاَجْرُهُ عَلَى اللّٰهِؕ اِنَّهُ لَا یُحِبُّ الظَّالِمٖینَ ۝٤٠

    Bir kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür (ona denk bir cezadır). Ama kim affeder ve arayı düzeltirse onun mükafatı Allah'a aittir. Şüphesiz O, zâlimleri sevmez.

  41. 41

    وَلَمَنِ انْتَصَرَ بَعْدَ ظُلْمِهٖ فَاُو࣑لٰٓئِكَ مَا عَلَیْهِمْ مِنْ سَبٖیلٍؕ ۝٤١

    Zulme uğradıktan sonra, kendini savunup hakkını alan kimseye (ceza vermek için) bir yol yoktur.

  42. 42

    اِنَّمَا السَّبٖیلُ عَلَى الَّذٖینَ یَظْلِمُونَ النَّاسَ وَیَبْغُونَ فِی الْاَرْضِ بِغَیْرِ الْحَقِّؕ اُو࣑لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَلٖیمٌ ۝٤٢

    Ceza yolu ancak insanlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenler içindir. İşte onlar için elem dolu bir azap vardır.

  43. 43

    وَلَمَنْ صَبَرَ وَغَفَرَ اِنَّ ذٰلِكَ لَمِنْ عَزْمِ الْاُمُورِࣖ ۝٤٣

    Her kim de sabreder ve bağışlarsa, işte bu elbette azmedilecek işlerdendir.

  44. 44

    وَمَنْ یُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ وَلِیٍّ مِنْ بَعْدِهٖؕ وَتَرَى الظَّالِمٖینَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَ یَقُولُونَ هَلْ اِلٰى مَرَدٍّ مِنْ سَبٖیلٍۚ ۝٤٤

    Allah kimi saptırırsa, artık bundan sonra onun hiçbir dostu yoktur. Azabı gördüklerinde zâlimlerin, "Dünyaya dönmek için bir yol var mı?" dediklerini görürsün.

  45. 45

    وَتَرٰیهُمْ یُعْرَضُونَ عَلَیْهَا خَاشِعٖینَ مِنَ الذُّلِّ یَنْظُرُونَ مِنْ طَرْفٍ خَفِیٍّؕ وَقَالَ الَّذٖینَ اٰمَنُٓوا اِنَّ الْخَاسِرٖینَ الَّذٖینَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَاَهْلٖیهِمْ یَوْمَ الْقِیٰمَةِؕ اَلَٓا اِنَّ الظَّالِمٖینَ فٖی عَذَابٍ مُقٖیمٍ ۝٤٥

    Ateşe sunulurken onların zilletten başlarını öne eğmiş, göz ucuyla gizli gizli baktıklarını görürsün. İnananlar da, "İşte asıl ziyana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini ziyana sokanlardır" diyecekler. İyi bilin ki zâlimler, sürekli bir azâp içindedirler.

  46. 46

    وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ اَوْلِیَٓاءَ یَنْصُرُونَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِؕ وَمَنْ یُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ سَبٖیلٍؕ ۝٤٦

    Onların Allah'tan başka kendilerine yardım edecek dostları da yoktur. Allah kimi saptırırsa artık onun için hiçbir çıkar yol yoktur.

  47. 47

    اِسْتَجٖیبُوا لِرَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ یَاْتِیَ یَوْمٌ لَا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللّٰهِؕ مَا لَكُمْ مِنْ مَلْجَاٍ یَوْمَئِذٍ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَكٖیرٍ ۝٤٧

    Allah'tan, geri çevrilmesi imkansız olan bir gün gelmeden önce, Rabbinizin çağrısına uyun. O gün sizin için ne sığınacak bir yer vardır ne de (günahlarınızı), inkar edebilirsiniz!

  48. 48

    فَاِنْ اَعْرَضُوا فَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ عَلَیْهِمْ حَفٖیظًاؕ اِنْ عَلَیْكَ اِلَّا الْبَلَاغُؕ وَاِنَّٓا اِذَٓا اَذَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً فَرِحَ بِهَاؕ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَیِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَیْدٖیهِمْ فَاِنَّ الْاِنْسَانَ كَفُورٌ ۝٤٨

    Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara bir kötülük dokunursa o zaman da insan pek nankördür.

  49. 49

    لِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِؕ یَخْلُقُ مَا یَشَٓاءُؕ یَهَبُ لِمَنْ یَشَٓاءُ اِنَاثًا وَیَهَبُ لِمَنْ یَشَٓاءُ الذُّكُورَۙ ۝٤٩

    Göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı) Allah'ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları verir.

  50. 50

    اَوْ یُزَوِّجُهُمْ ذُكْرَانًا وَاِنَاثًاۚ وَیَجْعَلُ مَنْ یَشَٓاءُ عَقٖیمًاؕ اِنَّهُ عَلٖیمٌ قَدٖیرٌ ۝٥٠

    Yahut o çocukları erkekler, dişiler olmak üzere çift verir, dilediği kimseyi de kısır yapar. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilendir, hakkıyla gücü yetendir.

  51. 51

    وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ یُكَلِّمَهُ اللّٰهُ اِلَّا وَحْیًا اَوْ مِنْ وَرَٓائِ࣑ حِجَابٍ اَوْ یُرْسِلَ رَسُولًا فَیُوحِیَ بِاِذْنِهٖ مَا یَشَٓاءُؕ اِنَّهُ عَلِیٌّ حَكٖیمٌ ۝٥١

    Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.

  52. 52

    وَكَذٰلِكَ اَوْحَیْنَٓا اِلَیْكَ رُوحًا مِنْ اَمْرِنَاؕ مَا كُنْتَ تَدْرٖی مَا الْكِتَابُ وَلَا الْاٖیمَانُ وَلٰكِنْ جَعَلْنَاهُ نُورًا نَهْدٖی بِهٖ مَنْ نَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِنَاؕ وَاِنَّكَ لَتَهْدٖٓی اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖیمٍۙ ۝٥٢

    İşte sana da, emrimizle, bir ruh (kalpleri dirilten bir kitap) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz ki sen doğru bir yola iletiyorsun; göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olan Allah'ın yoluna. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah'a döner. (52-53)

  53. 53

    صِرَاطِ اللّٰهِ الَّذٖی لَهُ مَا فِی السَّمٰوَاتِ وَمَا فِی الْاَرْضِؕ اَلَٓا اِلَى اللّٰهِ تَصٖیرُ الْاُمُورُ ۝٥٣

    İşte sana da, emrimizle, bir ruh (kalpleri dirilten bir kitap) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz ki sen doğru bir yola iletiyorsun; göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olan Allah'ın yoluna. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah'a döner. (52-53)

Ayet Ayet

Şûrâ Suresi'ni uygulamada okuyun

Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.

Uygulamayı İndir