Mürselât Suresi Oku
Mürselât Suresi'ni mushaf, meal, okunuş ve tefsir görünümleriyle okuyun.
Mekke döneminde inmiştir. 50 âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen “elMürselât”kelimesinden almıştır. Mürselât, gönderilenler demektir. Sûredebaşlıca, kıyametin, hesap ve azabın gerçekleşeceği, Allah’ın kudreti vegünahkârların akıbeti konu edilmektedir.
Mürselât Suresi'ni yukarıdaki okuyucuda mushaf hattıyla okuyun; "Görünüm"den meal, okunuş ya da tefsirli görünüme geçin, "Ayarlar"dan tema ve yazı boyutunu seçin. Kaldığınız ayet tarayıcınızda saklanır. Kulaklık düğmesi sûreyi seçtiğiniz hafızla okutur; ayrıca Mürselât Suresi Dinle ve Mürselât Suresi Meali Dinle sayfaları var.
Mürselât Suresi Arapça Metni ve Meali
Diyanet İşleri Başkanlığı meali. Ayete tıklayarak Arapçası, okunuşu, üç meali ve tefsiriyle ayet sayfasını açın.
- 1
وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًاۙ ١
Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir. (1-7)
- 2
فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفًاۙ ٢
Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir. (1-7)
- 3
وَالنَّاشِرَاتِ نَشْرًاۙ ٣
Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir. (1-7)
- 4
فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًاۙ ٤
Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir. (1-7)
- 5
فَالْمُلْقِیَاتِ ذِكْرًاۙ ٥
Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir. (1-7)
- 6
عُذْرًا اَوْ نُذْرًاۙ ٦
Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir. (1-7)
- 7
اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌؕ ٧
Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir. (1-7)
- 8
فَاِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْۙ ٨
Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman,
- 9
وَاِذَا السَّمَٓاءُ فُرِجَتْۙ ٩
Gök yarıldığı zaman,
- 10
وَاِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْۙ ١٠
Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman,
- 11
وَاِذَا الرُّسُلُ اُقِّتَتْؕ ١١
Peygamberler için (ümmetlerine şahitlik etmek üzere) vakit belirlendiği zaman (kıyamet gerçekleşir).
- 12
لِاَیِّ یَوْمٍ اُجِّلَتْؕ ١٢
(Bu) hangi güne ertelenmiştir?
- 13
لِیَوْمِ الْفَصْلِۚ ١٣
Hüküm ve ayırım gününe.
- 14
وَمَٓا اَدْرٰیكَ مَا یَوْمُ الْفَصْلِؕ ١٤
Hüküm ve ayırım gününü sen ne bileceksin.
- 15
وَیْلٌ یَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖینَ ١٥
O gün vay yalanlayanların haline!
- 16
اَلَمْ نُهْلِكِ الْاَوَّلٖینَؕ ١٦
Biz öncekileri helak etmedik mi?
- 17
ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْاٰخِرٖینَ ١٧
Sonra arkadan gelenleri de onların peşine takacağız.
- 18
كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمٖینَ ١٨
Biz suçlulara işte böyle yaparız.
- 19
وَیْلٌ یَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖینَ ١٩
O gün vay yalanlayanların haline!
- 20
اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَٓاءٍ مَهٖینٍۙ ٢٠
Biz sizi bayağı bir sudan (meniden) yaratmadık mı?
- 21
فَجَعَلْنَاهُ فٖی قَرَارٍ مَكٖینٍۙ ٢١
Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk. (21-22)
- 22
اِلٰى قَدَرٍ مَعْلُومٍۙ ٢٢
Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk. (21-22)
- 23
فَقَدَرْنَاࣗ فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ ٢٣
Sonra da ona ölçülü bir biçim verdik. Biz ne güzel biçim verenleriz!
- 24
وَیْلٌ یَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖینَ ٢٤
O gün vay yalanlayanların haline!
- 25
اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ كِفَاتًاۙ ٢٥
Biz yeryüzünü dirileri de ölüleri de toplayan (bir yurt) yapmadık mı? (25-26)
- 26
اَحْیَٓاءً وَاَمْوَاتًاۙ ٢٦
Biz yeryüzünü dirileri de ölüleri de toplayan (bir yurt) yapmadık mı? (25-26)
- 27
وَجَعَلْنَا فٖیهَا رَوَاسِیَ شَامِخَاتٍ وَاَسْقَیْنَاكُمْ مَٓاءً فُرَاتًاؕ ٢٧
Orada sabit yüce dağlar yaratmadık mı, size tatlı bir su içirmedik mi?
- 28
وَیْلٌ یَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖینَ ٢٨
O gün vay yalanlayanların haline!
- 29
اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى مَا كُنْتُمْ بِهٖ تُكَذِّبُونَۚ ٢٩
Onlara şöyle denecek: "Yalanlamakta olduğunuz şeye (cehennem azabına) gidin."
- 30
اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى ظِلٍّ ذٖی ثَلٰثِ شُعَبٍۙ ٣٠
"Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur." (30-31)
- 31
لَا ظَلٖیلٍ وَلَا یُغْنٖی مِنَ اللَّهَبِؕ ٣١
"Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur." (30-31)
- 32
اِنَّهَا تَرْمٖی بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِۚ ٣٢
Şüphesiz cehennem, her biri saray büyüklüğünde kıvılcımlar saçar.
- 33
كَاَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌؕ ٣٣
Bunlar sanki birer kızıl devedir.
- 34
وَیْلٌ یَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖینَ ٣٤
O gün vay yalanlayanların haline!
- 35
هٰذَا یَوْمُ لَا یَنْطِقُونَۙ ٣٥
Bu, konuşamayacakları gündür.
- 36
وَلَا یُؤْذَنُ لَهُمْ فَیَعْتَذِرُونَ ٣٦
Onlara izin de verilmez ki, özür dilesinler.
- 37
وَیْلٌ یَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖینَ ٣٧
O gün vay yalanlayanların haline!
- 38
هٰذَا یَوْمُ الْفَصْلِۚ جَمَعْنَاكُمْ وَالْاَوَّلٖینَ ٣٨
Bu, hüküm ve ayırma günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya toplamışızdır.
- 39
فَاِنْ كَانَ لَكُمْ كَیْدٌ فَكٖیدُونِ ٣٩
Eğer bir tuzağınız varsa haydi bana tuzak kurun!
- 40
وَیْلٌ یَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖینَࣖ ٤٠
O gün vay yalanlayanların haline!
- 41
اِنَّ الْمُتَّقٖینَ فٖی ظِلَالٍ وَعُیُونٍۙ ٤١
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, gölgeler içinde ve pınar başlarındadırlar.
- 42
وَفَوَاكِهَ مِمَّا یَشْتَهُونَؕ ٤٢
Canlarının çektiği meyveler içerisindedirler.
- 43
كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنٖٓیـًٔا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٤٣
"Yapmakta olduğunuz şeylere karşılık afiyetle yiyin için."
- 44
اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِی الْمُحْسِنٖینَ ٤٤
Şüphesiz biz iyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız.
- 45
وَیْلٌ یَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖینَ ٤٥
O gün vay yalanlayanların haline!
- 46
كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَلٖیلًا اِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ ٤٦
Ey inkar edenler! (Dünyada) yiyin ve birazcık yararlanın! Şüphesiz sizler suçlularsınız.
- 47
وَیْلٌ یَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖینَ ٤٧
O gün vay yalanlayanların haline!
- 48
وَاِذَا قٖیلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا یَرْكَعُونَ ٤٨
Onlara, "Rükû edin (namaz kılın)" dendiği zaman rükû etmezler.
- 49
وَیْلٌ یَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖینَ ٤٩
O gün vay yalanlayanların haline!
- 50
فَبِاَیِّ حَدٖیثٍ بَعْدَهُ یُؤْمِنُونَ ٥٠
Onlar artık ondan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar?
Ayet Ayet
Mürselât Suresi'ni uygulamada okuyun
Çevrimdışı indirme, kilit ekranı kontrolleri ve arka planda kesintisiz dinleme için ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz uygulamasını indirin.
Uygulamayı İndir